Yeni Konu Gönder Yeni Yorum Gönder
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Göçmenlik Hakkında....
29-04-2007, 21:58
Yorum: #1
Göçmenlik Hakkında....
Balkan ve Batı Trakya Türklüğü

Ülkemizde milli eğitim, millilikten çıkıp, adeta küresel eğitim durumuna geldiği için, Balkan ve Batı Trakya Türkleri konusunda gençler fazla bilgili değil. Rum ve Yunan kültürünü öğreten milli eğitim müfredatı, Dış Türkleri kapsama alanına almıyor.

Bu yüzden Bulgaristan'dan, Arnavutluk'tan, Bosna'dan gelen Türklerin Bulgar, Arnavut veya Boşnak olduğunu sananlar az değil.

Türk olmayan kişi kendi memleketi dururken neden Türkiye'ye göçsün? Türkiye isviçre mi?

Balkan ve Batı Trakya göçmenleri hakkında bilgi vermek istiyorum. Balkan ve Batı Trakya Türkleri Osmanlının yükseliş ve genişleme döneminde Anadolu'dan oralara gönderilmiş Türklerin torunlarıdır.

Bundan başka bir bölümü hırıstiyan olan Peçenek ve Kuman Türkleri de bin yıldır Balkanlarda yaşamaktadır ve hala Türklüklerini korumaktadırlar. Balkanlardan şu anki Türkiye sınırlarına ilk göç (gerileme) 1. dünya savaşı ve balkan savaşları sırasında olmuştur. Yüzbinlerce Türk geri dönmüştür. Bunların arasında az sayıda Boşnak ve Arnavutta vardı. Fakat halk dilinde o göçmenlerin hepsine ''arnavut göçmeni'' ve ''boşnak göçmeni'' dendiği için günümüzde hala bu tanım kullanılmaktadır. Tıpkı karadenizlilerin hepsine ''laz'' denmesi gibi. Daha sonra Cumhuriyet kurulunca 1924 yılında nüfus mübadelesi ile Yunanistandan 500bin Türk Türkiyeye getirilmiştir. Bunların arasına katılan 200 yahudi ailesi (selanik dönmesi-sebatayist) haricinde bütün hepsi Türktü. Daha sonra 1960 lı yıllarda Üsküp ve Makedonya çevresinden bayağı bir Türk gelmiştir. Bunlarında hepsi Türktür. Aralarında başka halk yoktur. Genelde İstanbul Bayrampaşaya yerleşmişlerdir. Daha sonra 80 li ve 90 lı yıllarda Bulgaristandan göçmenler gelmiştir. Bunlarında büyük çoğunluğu Türk olmakla birlikte aralarına Türkçe konuşan bir gurup çingeneninde karıştığı ve Türkiyeye geldiği biliniyor. (örnek: Ciguli)

Yunanistandan , Kosova ve Prizenden de hemen her yıl Türkiyeye gelenler oluyor. (Örneğin Hakan Şükür, Ersun Yanal Prizen kasabasından gelen Türklerdir)

Velhasıl , Balkan ve Batı Trakya bölgesinden Türkiye'ye gelen göçmenleri yüzdeye vurursak gelenlerin %95-97 si Türktür.

Balkanlarda ve Batı Trakyada hala milyonu aşkın Türk yaşamaktadır.


Balkan Yarımadası’na ırksal açıdan kısaca bir bakış;


TÜRKLER: Balıkesir,Manisa,Aydın,Çanakkale,Karaman, Sivas,Konya,Adana illerimizde yaşayan Türkmenlerin bir kısmı,Balkanlara iskan edilmiştir.

İskan edilen Türkmenler şunlardır:

a.) Tanrıdağı(Karagöz) Türkmenleri
b.) Naldöken Türkmenleri
c.) Kocacık(Kocahamza,Kızıloğuz) Türkmenleri . Atatürk'ün de mensubu olduğu Türkmen oymağıdır.

Moldava dışında,Bulgaristan’ın Dobruca bölgesinde yaşayan Gagauz (Gökoğuz) Türkleri

Muhacir(Macır), hicret eden, göç eden manasına gelip, halk arasında özellikle Bulgaristan’dan, çıkış yerleri olan Anadolu’ya tekrar geri dönüş yapan Türkler için kullanılan bir tabirdir. En üstte ‘’TÜRKLER’’ başlığı ile belirttiğim Türkmenler’dirler.

Bulgarlar: Geçmişte Türk boyu olmalarına rağmen, Slavlar içinde asimile olmuşlardır. Şimdiki Bulgarların Türklükle ilgileri yoktur.


Pomaklar: Balkanlar’daki Slavların içinde evlilik yolu asimile olmuş ve Slavlaşmış Bulgarların, İslam dinini kabul edenlerine Pomak denir.

Arnavutlar(Alban): Ephir/İllirya adı verilen bölgede yaşayan Hint-Avrupa ırkına mensup halk.

Sırplar ve Karadağlılar: Slav asıllı halk. Ortodoks’turlar.

Hırvatlar: Slav asıllı halk.Katolik’tirler.

Slovenler: Slav ve Germen ırkı karışımı halk. Protestan’dırlar.

Yunanlar/Grek/Helen: MS 4.yy’da ırkları tamamı ile ortadan kalkan Pelaskların(veya;Pelaks), şimdiki Yunanlar arasında bir alaka yoktur. Yunanlar Dinar Yarımadası’na sonradan yerleşmiştir. Yunanların kendilerine mal ettiği medeniyet aslında Pelasklara aittir. Kısacası Yunanlar kültür hırsızıdır.

Makedonlar: Slav,Yunan karışımı bir etnik halktır.

Torbeşler: İslam dinini kabul etmiş Makedonlar.

Boşnaklar: İslam dinini kabul etmiş Slavlar. Daha önceleri Bogomil denilen bir mezhebe inandıkları için Ortodoks Sırplar tarafından dışlanmışlardır.

Romenler/Ulahlar: Latin ve Çingene karışımı bir halk.

Çingeneler/Roman: 1500’lü yıllarda,Avrupa’ya geldiler. Bir kısmı Balkanlara yerleşti. Hindistan kökenli Batak halkına mensupturlar.

Patriyotlar: İslam dinini kabul etmiş Yunanlar olduklarına dair iddialar var
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
29-04-2007, 22:50
Yorum: #2
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
buna göre biz ne oluyoruz?
Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 02:01
Yorum: #3
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
batıtrakyada hala 200000 türk bulunmaktadır. bende bir batıtrakyalıyım ve bir sürü akrabam orada yaşamaktadır.Rolleyes
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 02:45
Yorum: #4
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
30 Ocak 1923'de imzalanan Lozan Ahali Mübadelesi Sözleşmesi'nde "Türk topraklarında yaşayan Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren zorunlu olarak mübadelesine başlanması" kararlaştırılmıştı. Sözleşme uyarınca mübadillerden hiçbiri Türk hükümetinin izni olmadıkça Türkiye'ye, Yunan hükümetinin izni olmadıkça da Yunanistan'a dönüp yerleşemeyecekti.


1912-1922 yılları arasındaki savaşlar nedeniyle Balkanlar’da, Ege Adalarında ve Anadolu’da büyük acılar yaşandı. Balkan Savaşı sonrasında yüz binlerce Müslüman savaşta yenik düşen Osmanlı ordusunun peşi sıra korku ve panik içinde doğdukları toprakları terk ederek Anadolu ‘ya sığındı. Benzer trajedi, 1922 yılında Küçük Asyada yenik düşen Yunan ordusuyla beraber ülkelerini terk eden Ortodoks Rumların başına geldi. Bir ay gibi kısa bir süre içinde yüz binlerce Ortodoks Rum Yunanistan’a sığındı. Bu durum Yunanistan’da büyük sıkıntılara ve kaosa yol açtı. Yunanistan’ın nüfusu bir anda dörtte bir oranında arttı.

Lozan Barış Konferansı toplandığında öncelikle sığınmacılar ve esirler konusu ele alındı. İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda; Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme uyarınca; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Mübadele sözleşmesinin kapsamına 18 Ekim 1912 tarihinden sonra yurtlarını terk etmiş olanlar da alınarak mülteciler sorununa bir çözüm bulunmuş oldu.

Tarihteki ilk ZORUN GÖÇ’ü içeren bu sözleşme ile iki milyon civarında insan yurtlarından kopartılarak, yeni yerleşim bölgelerinde yaşamaya mecbur edildi. Tarihimizdeki bu kitlesel ve zorunlu göçe kısaca mübadele, bu insanlara da mübadil deniyor.

[Resim: bro25vu3.jpg]

Türk Yunan Nüfus Mübadelesi / Neşe Erdilek

İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi İdari Direktörü

BARAKA Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ile ilgili araştırmalarda sözlü tarih metodu bize, tarihte yaşanan bu gibi insanlık dramlarını tozlu kâğıtlar ve rakamlardan çıkarıp, insan boyutunu görmemizi sağlamaktadır. Nereden, ne zaman, nasıl, kaç kişi, hangi koşullarda, ne ile, ilk nereye, en son yerleştikleri yere kadarki hikâyeleri, ne kadar toprak verildi, geldikleri yeni yurtlarındaki yaşamları, nasıl karşılandılar, dil zorluğu çektiler mi, adetlerdeki farklılıklar, ekonomik yaşamları, ne üretirdiler, şimdi ne üretiyorlar vb. sorularla, göçün insana değin hikâyesi toplanabilmektedir.

Bu konularda Yunanistan’da çok kapsamlı bir sözlü arşiv oluşturulmuştur. Bunların yanı sıra göçmenlerin topluma etkisi konusunda, müzik alanında Rebetika müzik türünün doğması, Anadolu yemek kültürünün Yunanistan’da etkili olması, linguistik açıdan göçmenlerin günlük konuşulan dile etkileri. Siyasete, ticarete, tarıma, kısaca tüm yaşam alanlarına göçmenlerin etkileri konusunda, birçok araştırma yapılmış, yayınlar çıkarılmış ve ilgili araştırma merkezleri kurulmuştur.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde 1923 Lozan Barış Antlaşması, 1 milyon 250 bin Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Fener Ekümenik Patrikhanesi’ne bağlı Ortodoks Hıristiyan ile 500 bin Yunan uyruklu Müslümanın zorunlu mübadelesini getirmişti.

Bu konuyu incelemeden önce, fazla bilinmeyen ancak sonuçları ile etkili olan Anadolu’ya 19. yüzyıldaki Yunan göçüne değinmek gerekmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Rumlar, diğer azınlık gruplarına göre ayrıcalıklı idiler. Rum Patrikliği, Avrupa ve Asya’da bütün Ortodoks Hıristiyanların temsilcisi konumundaydı. Osmanlı bürokrasisinde ilk görev alanlar ve Avrupa kapitalist sistemi ile ilk bağlantı kuranlardı. Batı, uygarlığının kültür temellerini Antik Yunan’da keşfettiğinden beri doğuda bağımsız bir Yunanistan’ın ekonomik rolü ile yakından ilgileniyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda, 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ve Batı’nın dayatmaları ile azınlıkların ekonomik koşulları, Müslümanlara göre avantaj kazanmıştı. Müslümanlar gibi askerlik zorunlulukları yoktu (19. yüzyılda da sürekli savaşlarla Müslüman erkekler üretim dışındaydı), batı ile yoğun ticaret sonucunda elde ettikleri gelire göre vergiler oldukça önemsizdi.

Bu azınlık haklarının sağladığı ekonomik yarar sonucunda, yeni kurulan (1829) kısıtlı imkânlı Yunanistan’da ve Adalar’da iş bulamayan Yunanlı nüfus, Batı Anadolu’ya göç ederek yerleşmeye başladı. 1830’da İzmir’de 80 bin Türk ve 20 bin Rum olduğu tahmin ediliyor. 1860’da ise İzmir’de 41 bin Müslüman ve 75 bin Yunanlı vardı. Bir İngiliz konsolosluk raporunda 1880’de göçmen Yunanlı sayısı 200 bin olarak veriliyor. Müslüman nüfus ise ekonomik bakımdan gerileyerek içlere doğru kaçıyordu. Yunan kolonicilerin akışı sadece kıyılara değil, Manisa, Akşehir, Aydın, Trabzon ve Giresun’a da oluyordu.

20 yıl içinde (1887-1908) Müslümanlar, Urla’da yüzde 34.9’dan yüzde 24.7’ye, Çeşme’de yüzde 12’den yüzde 10.9’a, Seferihisar’da yüzde 82.1’den yüzde 74’e düşmüştü. 1914’teki toprak kayıplarından sonra Osmanlı topraklarında 1.729.657 Rum-Elen-Yunanlı vardı. Toplam nüfusun yüzde 9’u. 1919’da Batı Anadolu’daki imalathanelerin yüzde 73’ü Rumların elindeydi.

Bu, daha önceden planlanmış bir kolonileşme değildi, ama sonucunda 1919-1922 Türk-Yunan savaşında Atina’nın Anadolu’yu işgal etmesine gerekçe olacak bir nüfus yoğunluğu yarattı.

Yunanistan ile nüfus mübadelesinin ilk örneği, 1914’te İttihat ve Terakki’nin kararı ile Trakya’dan 115 bin, Batı Anadolu’dan 150 bin Yunanlının Yunanistan’a, 85 bin Rum’un da Anadolu içlerine gönderilmesi idi. 115 bin Müslüman da Yunanistan’dan Anadolu’ya gönderilmişti. Resmen bir mübadele antlaşması (Haziran 1914’de İzmir’de) da yapılmış, ancak Osmanlı İmparatorluğu savaşa girince uygulanamamıştı.

Savaş sırasında, gidenlerden 51 bin Rum Batı Trakya’ya, 83 bini Doğu Trakya’ya, 100 bini de Anadolu’ya geri dönmüştü. Türk-Yunan savaşı sonucunda Eylül 1922’de yüzbinlerce Yunanlı, Anadolu ve Trakya’dan Yunanistan’a kaçmıştı. 1912 Balkan savaşından beri devam eden göç dalgası ile Yunanistan’da göçmen sayısı 1 milyon civarındaydı.

Yunanistan nüfusunun 1/4’ü oranında yer tutan göçmenlerin yarattıkları sorunlara çözüm aranmakla, Milletler Cemiyeti tarafından Norveçli siyaset adamı ve Kuzey Kutbu kaşifi Dr. Nansen görevlendirilmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan Heyeti Başkanı Venizelos ile temasları sonucu, zorunlu nüfus mübadelesinin kaçınılmız olduğu ortaya çıkmıştı.

Zorunlu mübadele, dünyada çeşitli tepkilere yol açmıştı. Halkların, mülkiyetleri keyfi biçimde el değiştirilebilecek hayvan sürüleri olmadığı, bunun barbarca bir uygulama, bireysel insan haklarını çiğnemek olarak değerlendirilmesine karşın mübadele zorunlu bir çözüm olarak kabul edilmişti. Bu ilk uygulama daha sonra II. Dünya Savaşı sonrasında da örnek alınmıştı. Halen de uygulanmaktadır.

Atina, zorunluluk kararının Ankara’nın dayatması olduğunu iddia etmesine rağmen özünde bunu isteyen Yunan tarafıydı. Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar göç etmek niyetinde değillerdi. Yunanistan ise kısıtlı olanak ve toprakları ile yeni gelen 1 milyon insana toprak, barınak, iş sağlamak için Müslüman halkın göçmesini istiyordu. Ankara hükümeti de kaçan Rumların bir daha geri dönmemelerini sağlamaya çalışıyordu. Lozan Antlaşması eki olarak kabul edilen Mübadele Antlaşması’na göre İstanbul Rumları ve Batı Trakya Müslümanları dışındaki iki ülkedeki bütün Müslüman ve Ortodoks Hıristiyanlar mübadeleye dahil edildi. 1912 Balkan savaşından itibaren yerlerini terk edenler mübadil sayıldı.

Sonuçta, Mübadele Komisyonu rakamlarına göre, mübadele kapsamında gelen Türklerin sayısı 388.146, Yunanlıların sayısı 189.916’dır.

Ladas, 1928 sayımına göre 1912-23 arasında Türkiye’den Yunanistan’a 914.300 kişinin göçtüğünü, hastalıktan ölenler ve başka yarlere göçenlerle bu sayının 1.100,000 kişi olduğunu söyler.

1914’te Ortadoğu ve Makedonya’dan göçen 115.000 Müslüman mübadillere eklenirse 1912-1924 arasında Yunanistan’dan 500.000 mübadil gelmiştir.

Mübadelede, malların mübadelesi ve tasfiyesi 10 Haziran 1930 Antlaşması ile Yunanistan’ın 275 bin Sterlini Türkiye’ye ödemesi ile kapanmıştır.

1912-1927 arasında İstanbul ve İzmir’in nüfusu yüzde 40 azaldı.

Venizelos 1940’da bir göçmen heyetine şöyle diyordu: “Lozan’daki antlaşma aslında Yunan ve Müslüman toplulukların ve malların değişimi anlaşması değildi. Bu daha çok Yunanistan’daki Türklerin gönderilmesi anlaşmasaydı.Çünkü Yunanlılar Türkiye’den çıkarılmıştı. Gerçek budur. Hükümetin göçmenler için yapması gereken Yunanistan’da var olan eldeki mülkleri aralarında pay etmektir.”

Göçlerin etkileri

Göçmenlerin geldikleri ülkeye etkileri konusunda Yunanistan’dan bazı örnekler vermek, konunun önemini göstermek açısından anlamlı olacaktır.

1923’de İzmir’deki Yunan Komiseri Stergiades, kendisini ziyaret eden Yorgo Papandreu’ya, yenilgiyi kastederek “Ben bu felaketin geleceğini anlamıştım” diyordu. “İnsanlara kaçmalarını neden söylemedin” deyince, “Burada kalıp Kemal tarafından öldürülmeleri daha iyidir, çünkü eğer Atina’ya giderlerse herşeyi alt üst ederler” diye cevap veriyordu.

Bir ölçüde haklıydı çünkü nüfusunun 1/5’i kadar muhacirin gelmesi ile ekonomisi kısıtlı ve geri, savaştan yenik çıkmış Yunanistan altüst oldu.

-Orduda çıkan isyan sonucu popülist hükümet istifa etti.

-Kral Konstantin tahtını terk edip ülke dışına gitmek zorunda kaldı.

-Halkın tepkisini bastırmak için ihtilal hükümeti sorumlu başbakan, bakanlar ve Anadolu Kuvvetleri komutanı da içinde olan 6 kişiyi kurşuna dizmek zorunda kaldı.

Göçmenlerin, yerli halkta var olan hanedana sadakat duyguları yoktu, dahası birçok etkili ve güçlü göçmen, Osmanlı İmparatorluğu’nun batı ile yoğun ilişkisi olan, kozmopolit ticaret merkezleri İstanbul ve İzmir’den geliyorlardı. Batı ile yoğun ilişkileri sonucu liberal düşünceliydiler ve cumhuriyetçi fikirlerden etkilenmişlerdi. 1924’de yapılan referandumda göçmenlerin büyük etkisi ile yüzde 70 Cumhuriyet kararı çıktı.

Yunanistan tarihinde göçmenlerin yoğun oldukları kuzeyde, Atina ve Pire gibi şehirlerin çevresindeki göçmen yerleşimlerinde Cumhuriyetçi ve liberal eğilimler her zaman kendisini göstermiştir. Hâlâ büyük siyasi partiler göçmenlerin bağımsız politik güç olmalarını istememelerine rağmen demagojik nedenlerle onlara yaklaşmaktadırlar. Komünist hareket içinde göçmenlerin önemli yeri olmuştur. İç savaşta ve faşizme karşı savaşta da göçmenlerin ayrıcalıklı bir rolü vardı.

1925’de Sir Arthur Salter “Yunanistan ekonomik olarak daha ileri olsa idi yeni gelen mübadilleri bünyesine yerleştirmesi bu kadar kolay olamazdı. Ekonominin bu esnekliğini İngiltere’nin göstermesi mümkün değildir” diyordu.

Gerçekten de geri bir ekonomi, kısıtlı kaynaklar ve büyük bir nüfus baskısı ile karşılaşan Yunanistan için Anadolu felaketi sonucu gelenler gizli bir nimet olmuştu.

İstanbul, İzmir gibi kozmopolit ticaret merkezlerinden, ellerinde büyük servetleri, uluslararası mali deneyimleri, Batı Avrupa ile ticari bağları ile gelen Rumlar, yeniden örgütlenme becerileri, enerjileri ile ekonomiyi canlandırıp ayağa kaldırdılar. İzmir’in bütün uluslararası ticaret bağlantıları Pire’ye kaydı.

Durağan ve atıl Yunanistan ekonomisine yeni gelenlerin katkısı, yeni iş alanları açmak, istihdam sağlamak, tarımda ve sanayide yeni teknolojiyi kullanmak şeklinde görülebilir. Ayrıca Yunanistan, göçmenleri iskan etmek için büyük uluslararası krediler kullandı.

1917’de 103.777 olan işçi sayısı 1930’da 429.831 idi. Yani 300.000 kişiye iş sağlanmıştı. 1923 ile 1929 arasında dış ticaret hacmi 2 misli arttı. Göçten 10 yıl sonra ekilen arazi miktarı yüzde 55 arttı.

Kısacası göçmenlerin Yunanistan’ın bugünkü ekonomik düzeye gelebilmesinde çok önemli katkıları vardır.
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 02:49
Yorum: #5
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler" çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
[color="Navy"]17.01.1931 M. Kemal Atatürk[/color]
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 02:59
Yorum: #6
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
Romanya'dan. Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğunun idaresindeyken, Besarabya ve Kırım'dan onbinlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus orduları Tuna'yı aşarak Şumnu'ya kadar ilerlediği sırada, Akkerman, Bender, İsmail kalelerinde muhasarada kalan Türkler, Dobruca'ya; Eflâk ve Boğdan'da bulunanlar da güneye doğru göç ettiler. Böylece gelmiş olan bu göçmenlerin sayısı, 200 000 kişiyi aştı. Birçoğu da Anadolu'ya ve özellikle Eskişehir'e yerleşti. 1826'da yapılan Akkerman antlaşmasıyla, Müslüman ve Türklerin bu bölgede oturması şartlara bağlandı. Besarabya, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Rusların eline geçti. Dobruca, Rumenlere verildi. Devam eden Rus saldırılarından zarar gören Türkler, göç etmeye başladılar. Sonraki yıllarda Dobruca'dan 80-90 000 Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu'ya yerleştiler. Bölgede kalan Türklerin Romen ordusuna alınmak istenmesi üzerine, Türkiye'ye yeniden göç başladı (1883). 1899'daki kıtlıkta Türk ahâli, Tulça sancağından Köstence ve Tulça yoluyla, denizden Anadolu'ya geçtiler. 1900-1923 arasında, göçlerde bir azalma görüldü. 1923'ten sonra, Dobruca'dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 852 kişi göç etti. Türklerden boşalan yerlere yerleştirilen Makedonyalı Ulahlar, takındıkları sert tavırlarla, Türk halkını fazlasıyla rahatsız ettiler. Bu durum, yeni Türk göçlerine sebep oldu. 1934'te 15 321 kişi göç etti. Romen hükümeti ile yapılan anlaşmalarla, göç işleri bir düzene sokuldu. 1935-1939 arası, toplam olarak 64 570 kişi göç etti. Romanya, 1939'da güney Dobruca'yı Bulgarlara bıraktı ve burada kalan 8000 Türk, 1952'de Türkiye'ye gönderildi. 1934-1960 yılları arasında Romanya'dan göç edenlerin sayısı 87 476'dır. Bu göçmenler, Trakya, Batı Anadolu ve diğer bölgelere yerleştirildiler. 1960-1970 arasında Romanya'dan 271 serbest göçmen geldi.
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 03:12
Yorum: #7
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı


21.6.1934 tarihinde yürürlüğe giren 2510 sayılı bu kanunla, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan, Romanya, Çin, Türkistan ve diğer ülkelerden iskânlı göçmen olarak gelen 182 571 aileden 714 605 nüfusun iskânları sağlanmıştır. Ayrıca, iskân yardımı almadan serbest göçmen niteliğinde gelen 258 032 aileden 932 922 nüfusun serbest göçmen muameleleri tamamlanmıştır. Yine, 2510 sayılı İskân Yasası kapsamında, yurt içinde göçebe hayatı yaşayan 1 071 aileyle birlikte, yerinde kalkındırma imkânı olmayan ve başka bir yerde iskânı gereken ormaniçi köylerden 256 ailenin iskânları sağlanırken, ülke güvenliğinin tehlikeye düştüğü dönemlerde de, bazı illerde çok sayıda aile ve nüfus, yurdun uygun bölgelerinde zorunlu iskâna tabi tutulmuşlardır.
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 03:20
Yorum: #8
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
Ekşi Sözlükten Bir Alıntı :

muacirlar goc ettikleri kendi memleketlerinde pek de sicak karsilanmamis insanlardir.yoklukla , insanlarin onyargilari ile ,yol ,yer ,is ogrenmeyle mucadele etmislerdir. okula gitmek zor olmustur cocuklari icin , "tito , tito " diye tempo tutulmustur artlarindan daha onlar alfabeyi ezberlerken ve 'tito ' kim bilmezken.

ilk kusaklar ve onlarin cocuklari cokca zorluk yasamistir.darmadaginik olan evlerini yeniden kurmak ve yeni geldikleri topraklarda saygin bir birey olabilmek icin.belki bu yuzden kazanmayi bildikleri kadar bilmezler para harcamasini.yokluktan korkarlar ,savastan korkarlar bu yuzden sikidir elleri hep yarin korkusu iclerinde.ama caliskandirlar , mucadelecidirler...

daha sonraki kusaklar muhacirlik nosyonunu kaybetti.burali oldular tamamen...sabah kahvaltilarinda yapilan borekleri anneanne nin evlerinde tattilar ,yokluk gormedi cogu cunku elleri siki cok caliskan aileleri vardi onlar para harcamayi ogrendiler keyifli yasamayi...ama arasira da olsa 'bizimkiler gocmen 'demekten vazgecmediler.iclerinde bir yerde hissettiler belki minik de olsa o farki etrafa bakip farkliliklarini fark ettikce sevdiler belki koklerini , ten renklerini , goz renklerini...
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
30-04-2007, 18:13
Yorum: #9
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
Çok güzel bilgiler Baki ellerine sağlık çok fazla walla nerden buldun bunları böyle çok güzel bir çalışma olmuş, özellikle Atamızın sözleri çok güzel ve anlamlı
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
02-05-2007, 16:23
Yorum: #10
Cevap: Göçmenlik Hakkında....
bunları toparlayarak anasayfada bir link oluşturalım hatta atamızın sözünü anasayfamızda güzel bir yerde yer werelim
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu Gönder Yeni Yorum Gönder


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Sitemiz Hakkında Haber.... baki 17 9,604 27-04-2007 19:53
Son Yorum: baki

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 2 Ziyaretçi