Deprecated: mysql_connect(): The mysql extension is deprecated and will be removed in the future: use mysqli or PDO instead in /home/content/83/6703583/html/includes/dbcon.php on line 3
Ergene yol hikayesi
 
Facebook sayfamızda güncel paylaşımları bulabilirsiniz...


Ergene Platformu girişimi ile çeşitli sivil toplum örgütleri, bisiklet gurupları ve halk buluşması olarak organize edilen “Ergene Hayata Dönsün-1” etkinliği 24 Ekim 2010 Pazar günü Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde geniş bir katılımla gerçekleştirildi.

Başta Trakya olmak üzere çevre illerden biraraya gelmiş beş binin üzerinde çevre gönüllüsü, Ergene nehri üzerinde kurulmuş ilçeye adını veren 1392 metre uzunluğunda ve 174 gözlü taş köprüden geçti. Yapıldığı dönemlerden bugüne değin o taş köprüden Ergene’nin pırıltılı sularını hangi şanslı gözler gördü bilinmez. Ne var ki son şahitleri(!) artık “–di’li geçmiş” zaman cümleleriyle anlatıyor Ergene'nin o günlerini. Köprünün altından çok sular akmıştı ve köprü eski köprü, Ergene eski Ergene değildi artık. 

Ergene için acil birşeyler yapılmazsa, besbelli bu “köprüden önceki son çıkış”tı.

Günlerdir sayfalarımızdan da duyurduğumuz “Ergene Hayata Dönsün 1” etkinliği için belirlenen gün gelmiş çatmıştı. Ergene Platformu adıyla biraraya gelen Uzunköprü Belediyesi,Uzunköprü Çevre Gönüllüleri Derneği ve EDOSK ( Edirne Doğa Sporları Kulübü ) öncülüğünde organize edilen bu etkinlik için Trakya’nın her köşesinde duyurular asılmış, yerel ve ulusal basın bilgilendirilmiş, etkinliğe destek vermesi beklenen çevre örgütleri, spor kulüpleri, üniversiteler ve benzeri kimlikte sivil toplum kuruluşları ile son bağlantılar kurulmuştu. Etkinliğin amacı 80’lerin sonundan itibaren hızla kirlenmeye başlayan Ergene Nehri’ndeki kirliğe dikkat çekmek ve yetkilileri önlem almaya zorlamaktı.

Bu anlamlı etkinliğe destek vermek bir yana en azından “ben de oradaydım” demek için bile katılmalıydım. Öyle yaptım ve sabahın ilk ışıklarıyla Çorlu’dan, bir anlamda “suyun başı”ndan yola çıktım.

Pınar başından bulanır…

“Pınar başından bulanır” der eskiler…

Yolculuğa başladığım Çorlu, Ergene Nehri’nin ana kollarından birini oluşturan Çorlu Deresi’nin kıyısında kurulu büyük bir sanayi şehri. Dere daha kuzeyde bulunan Istrancalar’ın eteklerinden besleniyor. Buna rağmen Ergene’nin Meriç Nehri’ne kavuşuncaya değin yan kollarıyla birlikte Trakya topraklarından 280 km.lik bir yolculuğa çıktığı düşünülürse Çorlu o pınar(!) başı sayılabilir. Ne yazık ki o pınarın bulandığı yerlerin de başında yer alıyor.

80’li yılların sonlarında verimli Trakya ovalarının yer aldığı Çerkezköy-Çorlu-Lüleburgaz üçgeni arasındaki bölge sanayi tesislerinin yatırımları için açılınca, Ergene için sonun başlangıcının da ilk ayak sesleri duyulmuştu.

Hani “Pınar baştan bulanır” dedik ya, verimli tarım topraklarını sanayi tesisleri kurulabilmesi için açılması fikri zaten baştan beri yanlış bir karar olsa gerekti. Buna karşılık yetkililerin sonraki senelerde bu kontrolsüzce genişlemeye dur demeyişleri, gerekli koruma önlemlerini gündemlerine almayışları o suyu daha da bulandırmaya yetmişti besbelli. Kaldı ki bugüne gelindiğinde Ergene’yi kirleten sanayi tesislerine, nehrin kıyısında kurulu olan bazı yerleşim yerlerinin atıkları da eklenmişti.

Ve ben, sabahın ilk ışıklarında Uzunkprü’ye gitmek üzere Ergene’yi oluşturan kollardan biri olan Çorlu deresi üzerinde kurulu bir başka köprüden geçerken, dere altımızda o zift gibi rengiyle akmaktaydı. Oysa daha suyun başında(!) sayılırdım fakat suyun rengi katran karasıydı.

Size bu durumun daha ironik bir boyutundan bahsedeyim. Köprünün hemen kıyısında Çorlu deresini kirleten deri sanayinin atıklarını arıtmak üzere 2008 yılında kurulmuş, o zamanlar “milyon dolara maloldu”,”hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı”,”Çorlu deresi artık eski günlerine kavuşacak” mihvalinden yıldızlı cümlelerle basında duyurulan biyolojik arıtma tesisinin yanından geçiyordum. Köprü üzerinden arıtma havuzlarında hiç su olmadığını görüyor olmam iç burkuyordu. Hoş, yerel basının defalarca bu arıtma tesisinin arıtmaya yarayacak biyolojik hammaddeyi her zaman istediği miktarda temin edemediği için sürekli değil zaman zmaan çalıştırdığına dair haberleri de okuduğum için, bu manzara bana şaşırtıcı gelmiyordu.

Yol boyunca iç burkan sadece bu mu oldu sizce? Hayır, sizi temin ederim ki buna başka üzücü manzaralar da eklendi tüm bunlara. Kaldı ki benim gördüklerime Edirne-Çorlu arasında seyahat eden herhangi birsi herhangi bir zamanda şahit olabilir.

Şöyle ki; yol boyunca dizili sanayi tesislerinin civarında toprak üzerinden yoğun buharlar dumanlar çıktığını görürseniz bilin ki o yere yakınlardaki bir fabrikanın atık suları deşarj edilmektedir. Özellikle sabahın ilk saatleri ya da gecenin suçu saklayan zifiri karanlığı buna şahit olabileceğiniz anlardır. Aracınızla yaklaştığınızda görürsünüz ki, borular yardımıyla fabrikaların atıkları ya bir kanalete, ya da ileride bir dereye karışacağı muhtemel tarla ortasındaki bir çukura boşaltılmaktadır. Bazen zift gibi renginde, bazen köpük köpük kaynamakta olan atık sular deşarj edildikleri toprak üzerinde yoğun buharlar çıkararak kendini ele verir aslında. Herkes bunu bilir buralarda, herkes kendi arasında dillendirir. Bir yetkili bu buharların çıktığı yerlere bu zehiri taşıyan boruları takip etse bile hangi fabrikanın buna sebep olduğunu bulabilir pekala. Komik, ironik ama gerçek.

Edirne'nin şirin ilçesi; Havsa...

Lüleburgaz-Babaeski yolunu takip ederek saat 10’a yaklaşırken Havsa’ya ulaştım. Havsa Edirne’ye bağlı 8 bin nüfuslu bir ilçe merkezi. Bir süre burada ilçeyi dolaşıp fotoğraf çekmeyi planlamıştım zira. Akabinde Edirne’den gelecek olan “Ergene Hayata Dönsün 1” etkinliğini düzenleyenlerden biri olan EDOSK’un Edirne’den kaldıracağı otobüse dahil olacaktım. Buradan etkinliğin yapılacağı Uzunköprü’ye geçecektik.

Bu zamanı değerlendirmek üzere Sokullu Külliyesi’nin ayakta kalan yapılarını görmek için belediye binasının yanından merdivenlerle inilen hükümet binasının bahçesinin de kıyısında yer aldığı sokağa daldım. Karşımda külliyenin camiye bağlandığı heybetli bir kubbeyle bağlandığı heybetli bir taç kapı karşıma dikiliyor. Külliyenin bu bölümünde eskiden varolan bazı yapılar günümüze ulaşamamış olmalı ki, bu kubbe cami bütünlüğüne aitmiş gibi durmuyor. Daha geride, halk eğitim merkezi binasının karşısına denk düşen eski hamam kalıntısı ve tarihi çeşmeyi görünce külliyenin muhtemel bütünlüğünün sınırlarını gözümde canlandırabiliyorum.

Cami bahçesine girdiğimde kuzeye bakan bahçesinde yüksek ağaçların gölgesindeki haziresinin bazıları duvara dayanmış, bazıları tahrip edilmiş eski mezar taşlarından anlayabiliyorum. Caminin kuzey duvarları daha bakımsız görünüyor. İl merkezi olan Edirne’de bu yapıya benzer mimari özellikler taşıyan camiler gördüğümü hatırlıyorum izlerken. Güneyinde yemyeşil çimleri yeni biçilmiş olduğu göze çarpan bahçesinin güneybatı köşesinde balkan savaşları şehitleri nezdinde tüm şehitlerimize atfedilmiş bir anıtsal şehitlik var. Üzerindeki yazıyı dikkatlice okuyunca, belleklerden silinmeyen o balkan savaşlarının bu serhad boylarında yarattığı tahribatın boyutlarını anlamak mümkün. Anıtın adı;“İntikam anıtı”...

Zaman ilerlerken belediyeye ait hopörlörden Uzunköprü’de yapılacak olan “Ergene Hayata Dönsün-1” etkinliğine dair duyurular kulağıma çalınıyor. Buna anonsa göre belediyenin kaldıracağı araçlar 11.00’de belediye önünden hareket edecek. Bu ilçedeki konuya olan duyarlılığı görmek için ben de belediye binası önüne gidiyorum.

Sonuç benim için tam bir hayal kırıklığı. Ergene’deki kirlilik ile ilgili en fazla şikayet etmesi gerekenlerin başında olan Havsa’lılar ne yazık ki orada değiller. Belediye başkanı mahçup tavırlarla hala bekliyor. Çünkü tahsis ettiği iki aracı dolduracak kalabalık ne yazık ki yok. Hepi topu 7-8 kişi araçların kalkması için arzu edilen kalabalığın oluşmasını bekliyor.

Bekleyenlerden biri Trakya Üniveristesi’nde sosyal bilgiler öğretmenliği okuyan genç bir öğrenci kardeşimiz. Benzer konularda pekçok etkinliği kendi ilçesi olan Havsa’da duyurabilmek, bilinç oluşturabilmek için gönüllü çabalayan bir öğrenci o. Coğrafya öğretmeni olan Havsalı diğer bir katılımcı ise, “Öğrencilerime böyle duyarlılıkları aşılamak isterken ben bu etkinliğe katılmamazlık edemezdim” diyor. Diğer öğretmen arkadaşlarını ve öğrencilerini o gün orada görmeyişi onun için de üzücüydü eminim ki.

60 yaşlarını devirmiş tekel emeklisi o amcanın söyledikleri Havsalı’lara ders olacak gibiydi. “Bu pazar günü kahvede pinekleyeceğime, bu yaşta ne kadar şey anlarsam anlayım orada olmak istiyorum.” Diyordu. Kaldı ki yol boyunca bölgeyi bana tanıtan yine o olacaktı.

Vizyon sahibi belediye başkanının tüm beklentisine rağmen araçları kaldırmaya yetecek kalabalık ne yazık ki oluşmuyordu. Başkanın mahçubiyet duygusunu size tarif etmemin imkanı yok. Edirne’den yola çıkan ve Trakya Üniversite’sinden öğrencilerin bulunduğu otobüse Havsa’dan katılma kararı alıyoruz bu durumda. Havsa’da tanıştığım Trakya Üniversitesi’nde sınıf öğretmenliği okuyan arkadaşımızın bölüm arkadaşları ve üniversiteden hocası Musa beyin bulunduğu Edrine'den gelen otobüs beni ve hepi topu Havsa'dan 7-8 kişiyi alarıyor. Uzunköprü'ye doğru hep beraber yola koyuluyoruz.

Yol boyunca sağlı sollu yeni biçilmiş çeltik tarlaları karşılıyor bizi. Çeltik tavaları hala su içerisinde. Son bir aydır biçilmekte olan ürün Uzunköprü-Havsa arasında yeni yapılan fakat henüz trafiğe açılmamış bölünmüş yolun üzerine serilerek kurutuluyor. Böylesi daha ekonomik oluyormuş. Zira çeltik üreticisi çeltiğin neminin belirli bir düzeye çekilmesi için kullanılan kurutma silolarına son yıllarda fazlaca para ödemeye başladığı için bu durum çifçiye ek külfet getirir olmuş. Neredeyse 8-10 km boyunca sık aralıklarla ürünlerini kurutmak üzere asfalta yıkmış çeltik üreticilerine raslıyoruz.

Aracımızda bulunan Yardımcı Doçent Musa ULUDAĞ Trakya Üniversitesi'nden öğrencileriyle bu etkinliğe katılıyor. Ergene havzası üzerine çalışmaları da bulunan ULUDAĞ bu etkinliği öğrencileri için bir uygulama gezisi olarak da değerlendiriyor. Yol boyunca araziyi değerlendirerek Ergene taşkın ovasına dair bilgileri öğrencilerine aktarıyor. Bu vesileyle Ergene'nin daha önce Marmara denizine döküldüğü, daha sonra Ganos dağlarının yükselmesiyle havzanın Meriç nehri yatağına yöneldiğine dair bir bilimsel tez olduğunu da öğrenmiş oluyorum.

Aracımızı Uzunköprü'nün artık bir mahallesi haline getirilmiş Yeniköy'de çay molası için ve geriden gelen aracı beklemek üzere durduruyoruz. Yaklaşık yarım saatlik bir mola süresince köyün sokaklarına dalıyorum. Kırcasalih-Yeniköy arasında ve etrafındaki araziler Edirne'nin önemli bağcılık alanları arasında yer alıyor. Bu bölge "üzüm kumsalı-üzüm sahili" gibi isimlerle anılıyor ki, Yeniköy'ün meşhur papazkarası üzümlerinden elde edilen ev yapımı şarapları tüm yörede oldukça meşhur. Şaraba rengini veren bu üzüm türü fazla üretildiği dönemlerde Şarköy civarındaki fabrikalara renk sağlayıcı olarak gönderiliyormuş.

Yeniköy'e bilinirlik katan bir diğer mekan ise çevirmesi ile ünlü "İsmail'in Yeri" isimli restaurant. 250 kişi kapasiteli 3 katlı restaurantı çevirmesinden ve ev yapımı şaraplarından sebep Çanakkale, İstanbul gibi çok daha uzak köşelerden bile lezzet düşkünleri ziyaret ediyor. Kaldı ki çevre yerleşimlerden gelenlerden sebep bazen haftasonları yer bulmanın zor olduğu anlar bile oluyormuş. Tabi şimdilerde o eski görkemli günlerinden bir parça uzak olsa da, İsmail'in Yeri Yeniköy'e değer katmaya devam ediyor.

Uzunköprüye yaklaşırken yeni yapılan çevre yolunun Ergene üzerindeki iki yakasını bağlayan yeni köprü inşaatı karşılıyor bizi. Yaklaşık bir birbuçuk km. güneyindeki tarihi taş köprüyü düşününce bu modern görünümlü köprü çirkin bir çelik yığınından öteye bir cazibe arzetmiyor benim için. Öte yandan yatağı daraltılmış bir bölge üzerinde kurulan bu yeni köprünün ileride yaşanabilecek bir taşkında pek çok olumsuzluğa sebebiyet vereceğini anlamak hiç de zor değil.

Uzunköprü'ye varıyoruz. Etkinliğin simgesi olan tarihi taş köprüye 250-300 metre mesafedeki bir akaryakıt istasyonunda belediye bandosu ve yerel çalgıcılar eşliğinde coşkulu bir kalabalık karşılıyor bizleri. Katılanların hepsini hatırlamam belki mümkün olmayabilir ama onların nezdinde hafızamda yer edenleri burada dile getirmiş olayım. Okullar ve izcilik gurupları oradaydılar : Trakya Üniversitesi, Uzunköprü Meslek Yüksekokulu, uzunköprü Atatürk İlköğretim Okulu İzcilik Kümesi ilk gözüme çarpanlar. Başta bisiklet gurupları olmak üzere içlerinde Yunanistan ve Bulgaristan'dan gelen spor kulüplerinin çeşitli branşlardan üyeleri oradaydılar : Edirne Doğa Sporları Kulübü ( EDOSK ) ve bisiklet gurubu, Çorlu'nun Pedalları bisiklet gurubu, Keşan bisiklet gurubu, Lafod & Lüleburgaz bisiklet gurubu, Delta Bisiklet, Leman Bisiklet Kulübü, Zirve dağcılık vb... Çevre Koruma Dernekleri oradaydılar : Uzunköprü Çevre Gönüllüleri Derneği, Keşan DOÇEK, Genç TEMA vb...İlçe belediyeleri oradaydılar: Uzunköprü, Havsa, Meriç, Keşan vb... Sendikalar oradaydılar: Şeker İş Sendikası Alpullu Şubesi,  Fotoğraf kulüpleri, yerel ve ulusal basın oradaydılar : TRT, Doğan Haber Ajansı, Anadolu Ajansı vb... Ve yaşadığı çevreye duyarlı 5 binin üzerinde her yaş gurubundan insan Ergene'de yaşanan kirliliğe "dur" demek için oradaydılar.

Trakya'ya özgü coşku dolu müzikler her yanı dolduruyordu. Dışarıdan bakan biri için "bu nasıl protesto" denilesi bu manzara Trakyalılar için ruh iklimlerinin en doğal yansımasıydı sadece.

Bütün katılımcı guruplar etkinliğin başlangıç noktasında hazır olduğunda saatler 14.30'u gösteriyordu. Görevlilerin titiz çabalarıyla kortej oluşturulup, tarihi taş köprü trafiğe kapatılarak etkinlik başlatıldı. Yeri gelmişken gerekli güvenlik tedbirlerini alan tüm güvenlik görevlileri ile kortej oluşumunda görevli olanlara içten samimi çabaları için teşekür etmenin tam yeridir. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz...

Başta bisiklet gurupları olmak üzere kortejde yer alanlar ellerinde pankartlar ağızlarında maskeler ile 1392 metrelik taş köprüyü adımlamaya başladı. Bu arada Ergene'nin kıyısına kadar inen görevli arkadaşlar üzerlerinde kefeni temsil eden beyaz kıyafetleri olduğu halde nehrin artık ölüm saçıyor olmasını temsil eden gösterilerini sundular. Ağızlarında maskeleri üzerlerinde kefeni temsil eden beyaz kıyafetleri ile nehrin simsiyah akan sularının tezatı ve Ergene'den yayılan dayanılmaz koku herşeyi anlatmaya yetiyordu zaten.

Yeri gelmişken Uzunköprü'ye adını da veren tarihi taş köprüden bahsedelim biraz. Dünyanın 2. en uzun taş köprüsü olan bu yapıt, 2.Murat döneminde 1426-1444 yılları arasında Mimar Muslihiddin'e yaptırılmıştır.  1392 metre uzunluğundaki bu köprü bazı özensiz kaynaklarda 1270 metre olarak bildirilir. Oysa köprününün bir bölümü taşkınlar sonucu alüvyon birikmeleri ve yalnış imar uygulamalarıyla ilçenin içerisinde izlerini kaybettirmiştir. Eskiler bu köprünün ilçe merkezindeki Atatürk heykeline değin uzandığını bahsederler. 174 gözlü olan köprünün bası bölümleri 6.80-6.90 metre genişliğe sahiptir. Rumeli'ye akınlarda Çanakkale üzerinden bölgeye taşınan asker ve halkın Ergene nehrini geçmesi gerektiği için, 2.Murat'ın fermanı ile yapımına başlanmıştır. Ergene nehrinin o dönemler sık ormanlık bir alan olduğu, bu yüzden haramilerle dolu olduğunu, köprünün yapımıyla bu endişenin de ortadan kaldırılarak emin bir yer haline döndüğünü tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Civardaki yerleşimlerden elde edilen köfteki taşından malzeme ile inşaa edilmiş köprü bitkisel, geometrik ve figürlü süslemelere sahiptir.

Köprü üzerinde etkilendiğim iki görüntüyü size aktarmam gerekiyor. Bunlardan birisi henüz 7-8 aylık olduğunu düşündüğüm pembe kıyafetleriyle bebeğin anne ve babasının kucağında köprüden geçişiydi. Bir başka aile ise bebek arabasıyla köprüden geçen bir başka aileydi. Muhtemelen bu pazar gününde çocuklarını büyükanneye teslim edip köprüye gelebilecek bu çift, o büyükanneyi de beraberlerine alarak köprüdeydi. Her ikisi aile çocuklarına temiz sağlıklı bir çevre emanet etmenin derdinde olmanın birer figürüydüler.

"Ayçiçekleri ile yaşamak istiyoruz"...

Taş köprüyü geçip hemen karşımıza dikilen Atatürk anıtının önünde herkes biraraya geldi. Basının çevrelediği mikrofonun başında Uzunköprü'nün genç ve vizyon sahibi belediye başkanı konuşuyordu. Bu arada çevredeki binalardan ve dersanelerden konuşmayı dinleyenlerin alkışları meydandaki bu coşkulu tabloya eşlik ediyordu. Başkan etkili konuşmasında Ergene'de yaşanan bu çevre felaketinin boyutlarını en yalın ve sözünü sakınmayan bir tondan anlatıyordu. Türkiye'nin çeltik havzası bu bölgede tarımın geldiği noktayı, yaşanan bitki ve hayvan ölümlerini, insan sağlığı açısından başgösteren hastalıkların sıklığından bahsetti. Ergene boyunca dizili yerleşimler boyunca hiç kimsenin pencerelerini bile açamadığından, burnumuzun direğini sızlatan o keskin kokudan bahsetti. Bir akarsuda kirlilik değeri için 4 değeri bir üst sınırken, Ergene'de 6 kirliliğe ulaşıldığından bahsetti. Uzunköprü belediye başkanının ardından Ergene Platformu adına konuşan Uzunköprü Çevre Gönüllüleri Derneği'nden bayan konuşmacı ümidini haykırdı. "Ergene'de zehirle değil, ayçiçekleri ile yaşamak istiyoruz."

Basına verilen demeçler ve fotoğrafların ardından biraraya gelen guruplar teker teker meydandan ayrılmaya başladı. Bu arada Uzunköprü belediyesince katılan tüm guruplara Uzunköprü köftesi ve ayrandan oluşan kumanyalar dağıtıldı.

Saatlerimiz 16.30'a yaklaşırken araçlarımıza binip dönüş yoluna koyulurken geride bıraktığımız Ergene'yi ve gün boyunca yaşananları düşünüyordum. Bu yapılan etkinlik ne denli hedefine ulaşabilir onu kestirmek gerçekten çok güç. En azından bunun için bir irade ortaya konulmuş olması ümit verici bir başlangıç.

Trakya'nın Kırk Belikli Kızı; Ergene...

Trakya'nın kırk belikli kızı Ergene, eteklerini sürüye sürüye bereket dağıttığı verimli Trakya ovalarına o eski bereketi taşımıyor artık. Üzerinden kuş uçurtmuyor, kıyısından su içirtmiyor. "Biz eskiden bu Ergene'de yüzerdik, balık tutardık" diyenler artık kendilerine inanan bile bulmakta zorlananıyor. Onlar Ergene'nin o pırıltılı günlerinin son şahitleri.

Türkiye'nin %21'e varan orandaki çeltik üretiminin Ergene ve onun daha sonra karıştığı Meriç havzasından elde edildiği düşünüldüğünde başımıza geleni varın siz düşünün artık. Başta ayçiçeği ve şeker pancarı olmak üzere diğer tarımsal üretimlerden hiç bahsetmiyorum bile...

Istrancalar'dan sökülen birçok dere ile beslenen Trakya'nın kırk belikli kızı Ergene, kire bulanmış saçlarını arındırmaktan bile aciz artık. Şimdilerde Tuna nehrinden gelecek kızıl çamurun ne zaman Karadeniz'e dolayısıyla Trakya kıyılarına ulaşacağının popüler derdine düşmüşken bizler, Ergene nehri neredeyse bir çeyrek asırdır Trakya ovalarını kanırta kanırta dolandığı 280 km.lik yolculuğu boyunca zehrini kusa kusa yorgun akışına devam ediyor. Edirne'nin İpsala ilçesi yakınlarında Meriç nehrine karışan Ergene, taşıdığı atıklar sebebiyle senelerdir güzelim Saros körfezinin masmavi gözlerinin ferini söndürüyor öte yandan.

Geri dönüş yoluna koyulurken, o şarkı (!) çalar diye radyoyu tereddütle dinliyorum. "Biz büyüdük ve kirlendi dünya..."

Kaynak: trakyagezi.com